Daha önce wordpress altyapısından kurtulup kendimize ait gerçek bir Serbest Alan‘da olacağımızı söylemiştik. Nitekim öyle de oldu ve yeni yazılarımızla bundan böyle www.serbestalan.com adresinden devam ediyoruz. Teknik olarak bazı çalışmalar devam etsede yeni hali bu bloga tur bindirir. Bu mevcut blog bir süre daha hizmete açık kalıcak ve sonra kayıplara karışacaktır.
Serbest Alan Yönetimi
Konu komşuya , hırlıya hırsıza ve elbette en başta okurlarımıza duyrulur:
Daha öncede film tanıtımı yapmıştık yapmaya da devam edeceğiz. Ancak bu belgesel haricinde hiç bir konumuzda paylaşım linki vermeyi düşünmüyoruz. Bunun nedeni sitemizin formatına uymamasıdır. Bu konu bir istisnadır çünkü bu belgeseli dünyaki tüm insanlarının izlemesine yardım etmek bize düşen görevdir. Uzun bir süre konumuz sabit kalacaktır. Belgeseli izleyince dünyaya bakış açınızı değiştirecek kadar iddialı olan bu yapım Dünya’da çok büyük bir yankı yaptı.
Site tam olarak ne zaman kuruldu bilmiyorum ancak ben yeni keşfettim ve bilmeyenlerde yararlansın istedim. Site gerçekten harika olmuş. Dürüst olayım bu kadar iyi bir site beklemiyordum. Sanki Anıtkabir’de geziyormuş gibi oranın atmosferini soluyorsunuz. Sitede hemen hemen her bölümde açıklamalar var. Bu sayede sanki yanınızda bir tur rehberi varmışcasına Anıtkabir hakkında bilgi sahibi oluyorsunuz. Buyrun sanal müzemizi gezelim.
Milyonların merakla beklediği ödül töreni kimileri için sevinç kimileri için hüsranla sonuçlandı. En büyük hüsran
Hapishaneden kaçış teması televizyonda ya da sinemada defalarca kez işlenmiştir. Bunların en bilineni Harrison Ford’un oynadığı, televizyon dizisinden uyarlanan, The Fugitive’dir. (Tabi bu filmin dizisi var bir de ama o eskilerde kaldığı için çok bilgi sahibi değilim.) The Fugitive’den sonra da o filmin devamı gibi hapishaneden kaçış temalı filmler yapıldı ama bu güne kadar hapishaneden kaçış temasını en yüksek dozda heyecanla işleyen yapım Prison Break’tir bana göre.
Yıllar önce izlenmesi gereken bir filmi yeni izledim. (Herhalde yeryüzünde izlemeyen tek kişi ben kalmıştım) Yaklaşık 14 yıl (hatta 15) ertelemişim bu büyük anı. Hayatımız boyunca bir sürü film izleriz ama bazıları vardır, onları bir film olarak değil bir dönemeç, bir gelişim olarak yazarız hafızamıza. “Forrest Gump” da öyle bir film işte. Film adını başkarakteri Forrest Gump’dan alıyor. Forrest doğuştan geri zekalı olarak doğan kendi halinde, dürüst, azimli ve sadık biridir ve film Forrest’ın tüm yaşantısını genel olarak anlatır. 1994 Amerikan yapımı bu film, Orijinal konusunu Winston Groom’un aynı adlı edebiyat eserinden alıyor.
İzlemeye doyamadığınız, tekrar tekrar izlediğiniz filmler vardır muhakkak. Bu filmleri ya internetten indirip yada DVD’sini alıp arşivimize katarız. Hoş Türkiye’de tam olarak sinema kültürü oturmuş değil, dolayısıyla günlük tüketilen filmleri izlemeyi tercih ediyor seyirci. Aradan 1-2 sene geçince de filmden o eski tadı alamıyor. DVD satışlarıda haliyle bekleneni veremiyor. Hiçbir evrenselliği olmayan, belli kitleye hitap eden filmlerle dolu sinemamız. Oysa sinema evrenseldir. Zaten sinema bu yüzden “sanat” olarak anılıyor. Ama bizim filmlerin çoğu yurt dışında ilgi görmez. Kim takar bizim apış arası espirilerimizi(!)
Dünya’nın bu kadar küçük olduğunu bilirdim de bu kadarını da gerçekten hiç ummazdım. İnternette bir çok sitede, bir çok Türk’ün amatör porno filmlerinin olduğu aşikâr. Porno sektörüne yada yapılan işin ahlaki olup olmadığına hiç girmeyeceğim, konu bu değil. Konu birlikte çalıştığım, çalışma ortamında samimi olduğum birinin internette porno niteliğindeki bir filmini görmem ve dumur olmam. Hatta apışıp kalmam desem yeridir. Malüm kişiyle (bayan) 2 ay kadar çalıştım. Oldukça samimiydik. Sinemaya gittik, yemek yedik, içtik sohbet ettik, kâh güldük kâh ağladık.
Bayramlarda, kandillerde, yılbaşında atılan “hazır” kısa mesajlara sizde benim gibi sinir oluyor musunuz? Bu tip hazır mesajların gönderildiği gün şebeke %100 yoğun olur. Bu nedenle size atılan mesajı ertesi gün veya en iyi ihtimalle 4-5 saat geç alırsınız. Peki gecenin 4′ünde gecikmiş kutlama mesajını alıp uyandığınız oldu mu hiç? Yada sizi uyandıran mesaja söverek yine mesajla cevap verdiğiniz oldu mu? Benim oldu. Biliyorum benim gibi bu durumdan şikayetçi çok kişi var. Üstelik bu gönderilen kısa mesajların hiç özelliği yok! Yani size özel olarak gönderilen mesajlar değil. 100′lerce kişiye aynı anda bir kaç telefon tuşuna basarak gönderilir. İçimizden bazıları bunu sorun etmez ve derki “unutmamış bak göndermiş, hatırlaması yeterli”
Televizyonlarda, dergilerde bir çok kez ünlülerin 10 yıl önceki haliyle şimdiki hallerinin karşılaştırıldığını görmüşsünüzdür. Tabi geçen bu 10 yıl içinde görünüşlerinin oldukça değiştiğini ve modaya ayak uydurma çabasıyla giysilerinin, saç sakal kesimlerinin sürekli değişikliğe uğraması normaldir. Ne de olsa onlar TV’nin yarattığı pazarlama modelleridir. Ancak bu medyadaki evrim teorisini kanıtlamaz. Peki kim kanıtlayabilir? Bunlardan biri kuşkusuz Defne Samyeli.
Uzakdoğu sinemasını oldum olası sevmişimdir. Hele hele Güney Kore yapımlarının çoğu Avrupa sinemasına tur bindirir. Özelliklede romantik/komedi ve dramatik/komedilerde. Adamların yaptığı filmlerin kalitesi bütçesiyle ters orantılı. Biz ülke olarak daha kendimizi kandıralım. Yok avrupada bilmem ne ödülü alan filmlerimiz var diye. Bir oturup düşünün Türkiye’de son 10 yılda 10 tane adam gibi film çekilmiş midir? Çok düşünmeyin cevap hayır olacaktı. Ülkemizin yerlerde sürünen sinemasını bir kenara bırakıp asıl konuya My Sasy Girl’e geleyim. Yok abi böyle güzel film. En az 3 kere izlemişimdir.
Facebook geçtiğimiz günlerde sitesindeki reklamlarla masraflarını karşılayamadığını ve paralı üyelik sunarak gelirlerini yükseltmeyi planladığını duyurmuştu. Bu arada hatırlatmakta yarar var. Facebook’un yıllık geliri yaklaşık 25 milyar dolar! Bunları ancak toprak doyurur anam babam. Paralı üye olanlara ek ayrıcalıklar tanıyacakları yönünde haberler dönüyor. Bu ayrıcaklıklardan biride herkesin profiline sınırlama olmaksınızın girmek olacak-mış.
Üniversiteye hazırlandığımız dershane dönemlerinde üniversiteye giden kişilerden “aslında kazanmak zor bitirmek inan çok kolay” lafını sıkça duyardık. Nitekim doğruluk payı olsa da bölümüne ve bölümdeki hocalara göre bunun değişkenlik gösterdiğini başımıza gelince anladık. Aslında okumak kolay yada zor olarak değilde eğlenceli olarak düşünülmeli. Üniversite benim için oldukça eğlenceli yıllardı.
Msn’de sıkça görebileceğiniz bir ileti: I love your eyes,çünkü onlar very nice, bikerecik look at me ondan sonra don’t forget me, kalbim tic tac for you because I LOVE YOU. Bu iletiyi yazan kişiye aynı şuursuzlukla ve şahsiyetsizlikle cevap vermek gerekirse: Fuck you on the ice, çünkü sex very nice, bikerecik give me ondan sonra don’t forget me, çüküm hart hurt for you, because I WANNA FUCK YOU. (bknz: sözün bittiği yer)
Bu eklentileri olmasaydı firefox’u asla kullanmazdım. Nedeni de malüm firefox’un zaman zaman bilgisayarımıza aşırı yük olması. Ama eklentileri onun bu aşırı yüküne katlanmamıza güç ve sabır veriyor. Eğer sizde benim gibi sinema tutkunuysanız ve internetten film indirip izleyen milyonlarca kişiden birisiyseniz bu eklentiler eminim nefesinizi kesecektir. İşte hoşuma giden 3 Firefox eklentisi ve açıklamaları. Baştan belirtmekte yarar var; bu 3 eklenti bir arada kullanıldığında Voltran’ı aratmaz.
Bilgisayar oyunlarını hep sevdim. Onların beni bu sıkıcı hayattan alıp bambaşka dünyalara götürmesine, kahraman yapmasına, her ne kadar sanal da olsa, türlü maceralar, heyecanlar ve duygular yaşatmasına hep hayranlık duydum. Ve hayatımın her döneminde yoğun olarak oynadım, hala oynuyorum da. Böyle düşünen tek kişinin ben olmadığını bir gün bir sanat dergisinde keşfettim. Bu sanat dergisinde, bilgisayar oyunlarının 8. Sanat dalı olarak kabul edilmesi gerektiğini ya da en azından bir sanat dalı olup olmayacağının tartışmasının yapılması gerektiği yazıyordu.
Bilim adamları 2012′de foton kuşağına gireceğimizi söylüyorlar. Efendim noluyo bu kuşağa girince? derseniz kısaca anlatayım. 2000 yıl boyunca hiç bir elektirikli alet çalışmayacakmış. Elektirikli aletlerin yerini foton enerjisiyle çalışan aletler alacak. Foton enerjisinin dünyaya etkisi sonucu tüm hastalar kendiliğinden iyileşecek ve insanlar 2000 yıl boyunca ölmeyecekmiş. Öte yandan herkes birbirinin aklını okuyabilecek ve karşılıklı anlayışla savaşların sonu gelecekmiş. Dünya en uygar çağına girecek tabiri caizse.
İlk etapta kime sorsanız “şiddete hayır” naraları atar. Şidettin(Savaşın) malasef haklısı haksızı değil galibi veya mağlubü olur. Galip gelen taraf bile kayıp verir. Yani aslında mutlak bir kazanan yoktur. 14.000 yıllı aşkın insanlık tarihi boyuca hep şiddet vardı. Bu ilk olarak daha çocukken başlıyor. Çok psikolog vari bir giriş oldu ama gerçekten de öyle. Daha çocukken dayak yemeye başlayan birey şiddete daha eğilimli oluyor. Buyrun iki kızın kavga ettiği (şiddetten zevk aldığı) görüntüleri izleyelim ve şiddetin dünyada ne boyuta geldiğini daha iyi anlayalım.
Evet konunun başlığı size belki çok iddialı gelebilir. Ama inanın bu mümkün. 60 dakikada Allen Carr’ın anlatımıyla Dünya’da milyonlarca kişi sigarayı bıraktı. Bunlardan biri niye siz olmayasınızki? Sigara içen herkes zararlarını iyi bilir. Ancak bunu bile bile içmeye devam eder çünkü tiryakiler için sigarayı bırakmak çok zor gelir. Askında çok kolay. Allen Carr’ın bu yöntemi Dünya’da 1 numara oldu. Çünkü BU YÖNTEM GERÇEKTEN İŞE YARIYOR. Belgesel için yapılmış yorumlarda şöyle: